MARUF VAKFINDAN HABERLER

MODERN DÜNYANIN SORUNLARI KARŞISINDA ANTROPOLOJİ

ishak arslan 2 haber

Doç. Dr. İshak Aslan “Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji” başlıklı sunumunda;

“Antropoloji konusuna kavramın kendisinden başlayarak bir giriş yapabiliriz. Antropoloji ne anlama geliyor, Ne zaman ortaya çıkmış, bu disiplin neyi inceliyor, metotları nelerdir, diğer disiplinlerden farkları içerikleri nelerdir? Önce bunları özetleyelim ve daha sonra problemlere geçelim.”

“Antropos bildiğiniz gibi insan demektir. Loji de bilim anlamına geldiği için antropoloji kavramını insan bilimi olarak tercüme edebiliriz. Antropoloji kısaca insanı inceleyen bilimdir. İnsanı inceleyen başka bilimlerde var. Mesela anatomi, fizyoloji, tıp bunlar da insanı inceliyor ama insanı bir beden olarak bir organizma olarak inceliyor. Sonradan çıkan ve yaygınlaşan psikoloji insanın beyin kısmını inceliyor. Sosyoloji insan topluluğunun davranışlarını inceliyor. Bütün bunların yanında antropolojinin nasıl bir rolü olabilir. Antropolojinin yukarıda ifade ettiğimiz bilimlerle kesişen çok tarafı var. Çok yoğun bir kısmı sosyoloji ile diğer bir kısmı tarih ve biyoloji ile iç içedir. Bundan dolayı Antropoloji alt birimlere ayrılırken sosyal antropoloji, fiziksel antropoloji, kültürel antropoloji, din antropolojisi gibi. Yani her büyük alanın arkasına antropolojisi getirebiliriz. Antropoloji bu kadar kuşatışı bir bilim haline gelmiştir.

Antropolojinin kökeni tarih bilimi ile iç içedir. Yazarımız Batıya göre tarihi Herodot’la başlatıyor. Burada antropolojik nüveler bulmamıza rağmen buna bir antropoloji disiplini diyemiyoruz. Daha sonra İbn-i Haldun’a geçiyor. Antropolojinin başlangıcında ve kökeninde İbn-i Haldun’a özel bir yer verilir. İbn-i Haldun hem sosyolojinin kurucusu hem de antropolojinin bu anlamı ile kurucusu diyebiliriz. Çünkü bugün etnoloji diye bildiğimiz saha çalışmalarını yaptığını düşünebiliriz. Buna rağmen aslında antropoloji bir bilim dalı olarak Avrupa’da 18.y.y’da başlıyor. 19. yy’de epeyce kurumlaşıyor. 20. yy’de çiçeklenip dallanıp budaklanıyor. İngiliz, Fransız, Alman ve Amerikan Antropolojisi olmak üzere 4 büyük bakış açısı var diyebiliriz. Burada antropolojinin bir bilim olarak ortaya çıkmasının temel saikleri ve bileşenleri var. Birincisi Avrupa tarihinin özel durumudur. Yani aslında Avrupa’da sadece antropoloji değil bütün bilimler –doğa bilimleri ve sosyal bilimler- ortaya çıktı. Bildiğiniz gibi bunun bir kaç nedeni var. Rönesans, reform, sanayi devrimi, Fransa’da yaşanan siyasal devrim ve daha sonra takip eden bütün devrimlerin bu süreçle çok alakası var. Bunun anlaşılması için biraz geriye giderek açıklama yapmak isterim. Rönesans dediğimiz şey yeniden doğuş demektir. Ancak ölmüş bir adama yeniden doğmuş vasfını yakıştırabiliriz.  Bir insanın yeniden doğması için ölmüş olması gerekir. Peki, bu hangi insan? Bu insan bin yıl Ortaçağ’da yaşayan Hristiyanlığın insanıdır. Bu dünya görüşünün artık olayları yeterince açıklayamadığı anlamına geliyor. Yani Hıristiyanlığın önerdiği çerçeve Avrupa’da o kadar büyük travmalara yol açtı ki insanlık ve topluluk her açıdan yaşayamaz hale geldi. Salgınlar, savaşlar, iç ve dış sorunlara kadar. Ta ki bu coğrafi keşiflere neden oldu. Bir yönü ile de iç içe geçen devrimler silsilesine yol açtı. Çok büyük sıkışma ve muhtaçlık problemi diyelim. Sıkışan Avrupa’nın insanı çözümün gelenekte yani Hristiyanlıkla birleşmiş Aristotalesçilikte olmadığını kesinlikle biliyordu. Batı yeni bir çıkış arıyordu. Dolayısıyla Decart ile başlayan felsefi yöntem arayışı, Fransız Becon ile başlayan bilimsel yöntem arayışı, Galileo ve Newton ile devam eden bilimsel devrimler geleceğin ve çözümlerin Aristotelesçi ve Hristiyan gelenekte olmadığını ortaya koydu. Rönesans insanı bütün bu gelişmeleri ve özellikle de kapitalist pazarı arkasına alarak yeni insanı doğurdu.”