KÜTÜPHANE

LUGATÇE-SÖZLÜK

ADALET

istikamet ve doğruluk; dinen mahzurlu işlerden kaçınmak süretiyle hak yol üzere devam etmek demektir.

AYN

hazır mal; İbnFâris’ê göre ayn, görünen ve hazır olan mal demektir. Mesela “bu ayndır, borç değildir” dendiğinde gözlerin gördüğü ortada bulunan mal ve eşya anlaşılır.

BEY’

satış; satıcının müşteriye mal ya da fiyat karşılığında bir malı vermesidir. Karşılıklı rıza ile yapılan mal mübadelesi olarak da tanımlanmıştır. Fıkıhçılara göre bey’in dört çeşidi vardır:

BEY’İ MUKAYEDA

ayn karşılığında bir aynı satmaktır. Yani mal ile malı değiştirmektir. Nakit karşılığında bir aynı satmak, yani mal ile parayı değiştirmektir. Bey kelimesi yalnız kullanıldğında bu çeşit sözleşme kastedilir.

BEY’İ SARF

nakit ile nakdi değiştirmektir. Ancak bu işlemi mutlak/kesin fiyatlarla yapılır.

BEY’İ SELEM

ayn karşılığında nakdi değiştirmek yani peşin para ile veresiye mal satmaktır.

DARAR

eziyet ve sıkıntı; bir kimseyi kesin olarak kötülük ve zarara uğratmak demektir. Kötülük ve zararın malda, haklarda ve şahıslarda olması arasında fark yoktur.

DEYNULLAH

Allah’a karşı borç, kamu yükümlülüğü; iki kısımdır, birincisi ibadetler gibi insanı Allah’a yaklaştıran ve yükümlüye dünyevi bir menfaat sağlamayan iş ve eylemler,ikincisi, devletin kamu menfaatlerini yerine getirebilmesi, toplumun yükünü kaldırabilmesi ve kendini kuvvetlendirmesi için konulan hak ve yükümlülüklerdir.

ECR

ücret, karşılık; terim olarak bedel anlamında kullanılır. bedelise kiracının mal sahibine, faydalandığı menfaat mukabilinde ve üzerinde ittifak edilen sözleşme gereği verdiği karşılıktır.

ECRU’L MİSİL

emsal bedel; terim olarak tarafsız uzmanlarca belirlenen menfaat karşılığı ücret anlamına gelir. Ecr-i misil’in belirlenmesinde kiralanan eşyanın menfaatına ve faydasına denk bir bedelin belirlenmesi ile,icâre anlaşmasının zaman ve mekanına dikkat edilir.

EDA

yerine getirme, ödeme; borcunu ödemek, yerine getirmek gibi anlamlara gelir ve ıstılah manasıyla aynıdır.

EMANET

ikiye ayrılır; Kul ve Rabbi arasındaki emânet ve kullar arasındaki emânet. Kul ile Rabbi arasındaki emanet, dini muamelelerde, Allah’ın kullarına farz kıldığı emirlerde söz konusu olur. Yaratıklar arasındaki emanet ise, onların birbirine güvenmesidir. Allah Teâlâ da, bu emanetin, ister iyilerden olsun isterse kötülerden olsun sahibine, ehline veya mahalline verilmesini emretmiştir.

ENFAL

ganimet; savaşarak ya da savaşmadan, harbilerin mallarından Müslümanların eline geçen her türlü eşyadır.

FAHİŞ

aşırılık;sözlükte kötü anlamına gelir. Deyim olarak ise, fıkıhçılar bu kelimeyi şer’î had ve sınırı aşan şeyler için kullanırlar. Bununla kastedilen, insanların tabi karşıladıkları sınırları aşan işler kastedilir.

FERAİZ İLMİ

miras hukuku ilmi; matematik ve fıkha dayalı bir usul ilmidir ve “her hak sahibinin mirastaki hakkı” şeklinde tarif edilir.

FEY’

savaşsız ganimet; savaşmaksızın harb ehlinden sulh yoluyla alınan mal.

GANİMET

harb ehlinden, harp devam etmekte iken mücadele esnasında alınan mallar.

GARİM

borçlu; sözlükte borcunu ödeyecek bir şey bulamayan borçlu anlamında kullanılır. Şeriattazekattan pay alma hakkına sahip sekiz sınıf insandan biridir.

HAKK

inkarı ve reddi caiz ve mümkün olmayan gerçek.

HİBE

karşılıksız verme;deyim olarakhibe, hediyye, sadaka ve atiyye yakın anlamları olan kelimelerdir. Hepsi de karşılıksız vermeyi ifade eder. Ancak bunlar arasında fark vardır;atiyye muhtaçlara, hediyye ise sevilenlere, yakınlaşmak, muhabbet kazanmak için vermeyi ifade eder.

HİSBE

iyiliği emretme; sözlük anlamı olarak ihtisabkökünden türemiş bir isim olup ücret, sevap, güzel idare ve bakıp gözetmek gibi anlamlara gelir. Deyim olarak ise hisbe, açıkça terkedilen iyiliği emretmek ve açıkça işlenen kötülüğe de mani olmaktır.

HIFZ

emaneti koruma; bazen anlama ve kavramanın sabit olduğu, meydana geldiği varlığın tümü için kullanılır; bazen bir şeyi akılda tutmak, kaydetmek için kullanılır; bazen de kuvvetin (hıfzın) kullanılması için söylenir.

İ’SAR

kolaylıktan zorluğa geçme anlamına gelir.‘usra da darlık, sıkıntı ve yetersizlik demektir.

İCARE

kiralama; sözlükte ücret kelimesinden türemiş bir isim olup emeğin ya da eşyanın kiralanması demektir. Fıkıhçılar sözleşme konusunun nev’i itibariyle icareyi iki kısma ayırmışlardır. Birincisi eşyanın kiralanması (ev, dükkan, araba, toprak, elbise ve benzeri) diğeri ise emeğin kiralanması (sanatçıların, işçilerin ve hizmetçilerin emek ve hizmetleri)

İDDİHAR

biriktirme; ihtiyaç anında kullanmak üzere bir şeyi saklamaktır.

İHTİKAR

karaborsa; özellikle yiyecek gibi bazı eşyayı, fiyatının yükselmesini beklemek amacıyla toplamak ve saklamak demektir. İhtikâr ile iddihârarasında fark vardır: İddihâr, ihtiyaç için saklamak olup, bazı durumlarda zararlı bazı durumlarda zararsızdır, ihtikâr ise her durumda insanlara zarar verir.

İHTİYAR

tercih; bir şeyin diğerlerine üstün kılınması demektir. Terim olarak insanın, bir işin olması ya da olmaması konusundaki tercih gücünü ortaya koyarak iki şıktan birine yönelmesidir.Rıza ile arasındaki fark, rızanın bir şeyi tercih etmekten ve onu güzel yapmaktan doğan ruhi bir ferahlık olmasıdır. Bu anlamda kişi bazen nefsine gelen büyük bir kötülüğe mani olmak için razı olmadığı bir işi tercih edebilir.

İHTİYAT

tedbir; bir işi bütün yönleriyle sağlama almaktır. Ayrıca hatadan korunmak ve sakınmak anlamları da vardır.

İKTAR

cimrilik; nafakayı azaltma anlamındadır. İsrafın zıttı olup her ikisi de kötülenmiştir.

İKTİNA

bir şeyin ticaret için değil kendisi için edinilmesidir. Fıkıh dilinde daha ziyade zekat bahsinde geçmektedir. İnsan kendisi için olan eşyalar için zekat ödemez ama ticaret için, satmak ve kâr yapmak amacıyla olanlar için zekat öder. Altın ve gümüş ise bu hükmün dışındadır. Onlar için her iki durumda da zekat ödenir.

İKTİNAZ

mal yığma; kenzkelimesinden türemiştir. Toprak altı ve toprak üstü varlıklardan biriktirilen her şey anlamında kullanılır. Sadaka olarak harcanmayıp da kendinden beklenen görevi yerine getiremeyen mallar olarak yorumlanır. Zekatı verilen mallar ise, iktinâzkapsamının dışındadır.

İKTİSAD

sözlükte kasd demek olup o da orta yol ya da istikamet isteme anlamlarına gelir. Terim olarak anlamı ise, ifrat ve tefrit gibi iki aşırı ucun ortası, yani orta yol anlamına gelir ki, burada birbirine zıt iki taraf vardır: eksik yapma ve sınırı aşma. Muktesidise, tam orta yolu tutan ve iki uç arasında bir denge kuran kimsedir.

İKTİSAR

yetinmek ve haddi aşmamak. Terim olarak, sebebin meyadan geldiği anda hükmün sabit olması, ne sebepten önceye ne de sonraya bırakılmaması demektir.

İSRA

sebebsiz zenginleşme; sözlükte zenginlik ve mal çokluğunu ifade eder. “Haksız zenginlik” deyimi bazı Batı ülkelerinin kanunlarında kullanılmakta olup, haksız kazanç ve kanunsuz mal elde etme gibi anlamlara gelmektedir. Bazı hukukçular da bu deyimi: “Bir başkasının fakirliğine sebep olan ve haklı bir sebebe de dayanmayan zenginlik” şeklinde tarif etmiştir.

İSRAF

sözlükte insanın işlerinde haddi aşması, orta yoldan sapması demektir ve daha çok harcamalarda söz konusu olur. Mal harcamada haddi aşmak şeklinde yorumlanıp bazen nicelik, bazen de nitelik yönünden değerlendirilir. İsrafın iki hali vardır; haramlarda meydana gelen israf ve aslen mübah bir konuda fakat, meşru olmayan bir yolla yapılan harcama gibi. Belki mal helal olan konularda harcanıyor ama normalin üstünde ve ihtiyacın dışında tüketiliyor, israf ediliyor demektir.

İŞRAK

ortak edinmek, ortaklık; iki kişinin ortakçılığı anlamında kullanılır. Allah’a ortak koşmak ise, O’na mülkünde ortak, eş koşmak anlamına gelir ki bunun adı da şirktir.

İSTİHLAK

tüketim; bitmiş, tükenmiş ya da buna yakın benzer halde bulunan şey demektir. Fıkıhçılar kullanış şekli bakımından malları, tüketim malları ve kullanım malları olarak ayırmışlardır. Tüketim malları, bir kere kullanmakla tükenen bir daha kullanılmayan mallar. Bu mallardan bir kısmını doğrudan kütleleri tüketilir; yiyecek ve içeceklerde vs. olduğu gibi. Bir kısmı da tamamen tüketilmeyip sadece değişikliğe uğrarlar; kitap için kâğıt, dokuma için yün vs. Kullanım (demirbaş) malları ise, kullanmakla değeri düşmüş olsa bile kütlesi birçok kere kullanılabilen mallardır.

IDE

iyilik vaadi; sözlükte vaad, yani eksik ve fazla olmadan belirlenen ve taahhüd edilen iş, davranış ya da söz demektir. Bu da bir hayır olsun şer olsun gelecekte başkasıyla ilgili yapacağı bir işi haber vermektir.

ISLAH

sözlükte bir hali, sağ duyunun gösterdiği doğru yöne çevirmek ve değiştirmek demektir. Bu hem eşyada hem de manevi konularda olabilir. Mesela ölü arazinin ihya edilmesi veya iki kişinin arasını düzeltmek gibi.

KARZ

borç verme; faydalanmak ve sonra da bedelini geri ödemek üzere birisine bir miktar malı vermektir. Fıkıh dilinde bu mala karzdenir.

KESB

kazanç, gelir; bir menfaati elde etmek veya bir zararı önlemek için yapılan çalışmaya da bu isim verilir. İnsanın fayda sağlamak ve haz duymak için yaptığı her türlü çalışma ve gayret demektir ve insanın bir menfaati elde ettiğini ya da bir zararı önlediğini zannettiği hususlarda kullanılır.

KIMAR

kumar, şans oyunu; deyim olarak kımâr, galibin mağlub’dan bir şeyler alması şartı üzerine kurulan oyunlar için kullanılır. aslındakımârsırf tehlike, zarar üzerine yapılan bir yarışmadır ve mülkiyetin, tehlike üzerine kazanan tarafa ait olduğunun vurgulanmasıdır. İbniTeymiyye şöyle tarif etmiştir bunu; “Kımâr, bir kimsenin bedelini alıp alamayacağı tehlikede olan eşyasını almaktır.”

KIRAZ

emek/sermaye ortaklığı; sözlükte mudarabeanlamında kullanılır. Terim olarak, lügat manasıyla aynı anlama gelir. Yani mudarabe demektir. Bu da insanın bir başkasına ticaret yapmak ve kârını anlaşmaya göre paylaşmak üzere para vermesidir. Eğer bir zarara vaki olursa bu sermaye sahibine aittir.

KISMET

bölüşme, payları belirleme; ortağın müşterek malın her tarafında hakkı vardır. Ancak kısmetten sonra, bu hak malın bir parçasına toplanmış olur.

KIYMET

değer, eder; bir malın değerini gösteren fiyat demektir. Yani malın yerine geçen değerdir. Ancak bu değer zaman, mekan ve olaylara göre çok farklıdır.

MAL

biriktirilebilen, saklanabilen şey. “Mal”ın tarifi konusunda fukaha arasında ihtilaf vardır. Hanefîlerin görüşüne göre; mal, genişlik zamanında ve istek halinde biriktirilebilen ve insanlar arasında maddi değeri olan her türlü varlıktır.

Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlerin görüşünde ise mal, içinde amaca yönelik fayda bulunan, zaruret ve ihtiyacın dışında şer’ânmübah olan ve insanlar arasında maddi bir değeri olan her türlü varlıktır.

MASLAHAT

yarar, kamu yararı/iyiliği; Gazzâlî’ye göre, maslahat, şeriatın yaratıklar üzerindeki maksatlarını korumaktır. Şeriatın maksatları ise onların dinini, nefsini, aklını, neslini ve malını korumaktır. İşte bu beş temel esası korumak maslahattır.

MENFAAT

maddi ya da manevi olsun kendisinden istifade edilen şey demektir.

MİSL

emsal; sözlükte denk, benzer anlamlarına gelir.Terim olarak fıkıhçılar semen-i misil ifadesini kullanmışlar ve bununla da birşeyin gerçek kıymetini kastetmişlerdir. Ayrıca bakınız ecru’l misil.

MUDARABA

emek-sermaye ortaklığı. Terim olarak kârdan belirli bir pay karşılığında bir kimseye, ticaret yapmak üzere belirli bir miktar parayı vermektir.

MURABAHA

kârına satış. Terim olarak “bey-i murâbaha” kavramı, insanın bir miktar artış karşılığında sahip olduğu malı satması şeklinde açıklanır ve sadece ticaret eşyalarında uygulanır. Bir başka deyişle ticari bir malı kârını da ilave ederek belli bir fiyata satmaktır.

RİBA

riba, faiz.

RİBH

ticaretten elde edilen kâr. Terim olarak, sermayenin çeşitli işlemler yoluyla dönmesi neticesinde elde edilen artışa denir. Ribhin meşru ve gayri meşru kısımları vardır. eğerribh meşru ve helal bir akit sonucunda elde edilmişse meşru, haram bir tasarruf sonucu kazanılmışsa gayri meşru olur.

ŞERİKE

ortaklık; bir şeyi iki veya daha fazla kişi arasında kanunî esaslar dahilinde dağıtmaktır.

SİL’A

ticari mal; sözlükte her türlü emtia ve ticaret eşyası için kullanılır.

SUHT

haram kazanç. Deyim olarak suht,kazanması ve yenmesi helal olmayan her çeşit mal şeklinde açıklanır. Bekası olmayan, varlığını kaybeden; yiyen kimseyi harama düşüren ve diğer mal ve servetin bereketini gideren şeyler için kullanılır.

TAĞRİR

hile, aldatma; deyim olarak, bir şeyi olduğunda başka göstermek şeklinde yorumlanır. Böylece o şeye kendisinde olmayan bir özellik verilerek karşı tarafın ilgisini çekmesi ve sözleşmeyi imzalaması sağlanmış olur.

TEBZİR

israf; sözlükte israf edercesine mal harcamak anlamına gelir.İbniTeymiye, “tebzîr” i, din ya da dünya için faydalı olmayan yere malı sarfetmek şeklinde tarif ederek şöyle der: “Tebzîr bazen miktar bakımından söz konusu olur ki, hak sahibine hakkındanhakkından fazla mal vermektir. Bu fazlalık ise onların kifayet miktarının üstünde harcamalarına sebep olur. Böylece ihtiyaç ve hak sahipleri aleyhine gelir dağılımında bazı sapma ve bozukluklar meydana gelir. Bazen de tebzîr işin aslında meydana gelir. Bu da mesela haram menfaatlere mal harcamak şeklinde ortaya çıkar.”

TEDLİS

ayıbı gizleme, ayıbı örtme. Eşyada gizli bir ayıbın olması ve satıcının bunu müşteriye bildirmeyerek gizlemesidir.

TEKAFUL

güven; iki kimse arasındaki “tekâfül”den her birinin kendi arkadaşına güvenmesi ve dayanması demektir.

TESİR

narh; sözlükte bir şey hakkında onu belirleyen bir fiyat biçmektir. Yani onun değerini aşmayan belli bir fiyat. Terim olarak ise, devlet reisinin bazı ihtiyaç maddeleri üzerindeki fiyatları tahdit etmesi, sınırlandırması ve eşya sahiplerini bu fiyatlardan satmaya mecbur etmesi demektir. Söz konusu maddelerin eşya ya da haklardan olması arasında fark yoktur.

TEVERRUK

veresiye alıp zararına satmak; deyim olarak bu kelime, sadece Hanbeli alimleri tarafından kullanılmış ve bununla da, bir kimsenin veresiye mal satın alarak daha az bir fiyatla peşine satmasını ve bu yolla nakit para elde etmesini kastetmişlerdir. Bunun hükmüne gelince, çoğu ulema bunun mubah olduğu görüşündedir. Çünkü bunda riba şekli ve maksadı yoktur. Ömer b. Abdilaziz ile Muhammed b. HasenŞeybânî ise bunu mekruh kabul etmişlerdir. İbnHümâm evlâ olana aykırı olduğu görüşünü benimsemiştir. İbniTeymiye ile İbniKayyim ise bunun bey’i muztar olmasına rağmen haram oluşu fikrini tercih etmişlerdir.

VADİ’A

zararına satış; “bey-i vadî’a” ifadesi, bir malı alış fiyatından yani sermayesinden daha az bir fiyatla zararına satmak demektir. Burada malın satın alınan ilk fiyatından daha noksan bir fiyata satışı söz konusudur.

ZEKAT

sözlükte gelişme, artış, bereket, temizlik ve kurtuluş gibi anlamlara gelir. Terim olarak, “Allah Teâlâ’nın yükümlülere ödemeyi farz kıldığı, belli bir miktar mal” şeklinde tarif edilir. Ayrıca bu belli miktar malı çıkarma işlemi için de bu deyim kullanılır. Nesefî’nin belirttiğine göre bu ibadete zekât adının verilmesinin nedeni mala bereket getirerek onu temizlemesidir. Zekât veren kimse de bununla affa uğrar ve böylece o da temizlenmiş olur.