MARUF VAKFI

İSLAM EKONOMİSİ ENSTİTÜSÜ

İSLAM EKONOMİSİ ÇALIŞMAK
Bismihi Teâlâ…

 

İslam Ekonomisi veya İslami Ekonomi isimlendirmeleriyle yapılmış ve yapılmakta olan yığınla çalışma olduğunun farkındayız. Bizler de Maruf Vakfı olarak bu alanın içine girmiş bulunuyoruz. İslam Ekonomisi Enstitüsü bu bünyede oluşturulmaya çalışılan sivil bir kurumdur.

Görüşümüz şudur ki: Her ne kadar bu konuyla ilgili yoğun çalışmalar olsa da henüz istenen seviyede ve istenen nitelikte bir verime ulaşılamamıştır.

Üstelik halen bu konunun tanımlanmasında ve kavramsallaştırılmasında dahi ciddi ihtilaflar ve sorunlar bulunmaktadır. Bu konular da bu çalışmanın kapsamı içinde olacaktır.

Önyargılı değiliz. Ancak imanlıyız. Yani Allah’a ve İslam’a inanıyoruz. Bizim için motive edici dinamiğin bu olduğunu ifade ederek konuya yaklaşmayı doğru buluyoruz. Zira imanımız bize diyor ki; İnandığınız din tam bir bütüncüllüğe sahiptir. Asla insanların ihtiyacı olan her hangi bir konuyu kapsam dışında bırakmaz. Eğer böyle bir şey yapmış olsaydı bu onun bütüncül yapısına eksiklik olarak kaydedilirdi.

Yüce Rabbimizin insanlardan beklentisinin, “sadece kendisine kulluk” olduğu çok açıktır. Hayat içerisinde son derece kritik bir yere sahip olan ‘ekonominin’ bu kulluk meselesiyle ilişkisiz olduğunu düşünmek hayatın gerçeklerine de İslam’ın kuşatıcı özelliğine de kökten aykırıdır.

Ayrıca, Kur’an içindeki çok sayıda ayet-i kerime ve Hz. Peygamberin uygulamaları ve sözleri, bu konunun, dinin son derece önemli bir bölümünü teşkil ettiğinin açık göstergeleridir. Bu asla inkar edilemez bir gerçekliktir.

Geriye ne kalıyor? Geriye şu kalıyor: Ekonominin İslami kurallara göre dizayn edilmesinin, makro ve mikro seviyede uygulanabilirliğinin keşfedilmesi, bunun için ekonomi teorileri, sistemleri ve modelleri üretilmesinin gerçekleştirilmesi.
Hiç şüphesiz bunun için çalışmak gerekiyor. Hem de çok çalışmak gerekiyor. Bunun için ta baştan itibaren konuya yaklaşmak gerekiyor. Bu baştan kastımız Kur’an’dır. Yani Kur’an’dan başlamak. Ardından sünneti tam olarak analiz etmek. Bilahare tüm tarihsel süreci tarayıp temel teorilerle buluşturmak. Konuyla ilgili gereken elemeleri yapmak. Bütün bunları yaparken 300 yıllık kapitalizm teorilerini ve uygulamalarını iyi hesaba katarak değerlendirmek. Komünist ve sosyalist sistemlerin itirazi kayıtlarını ve önerilerini göz önünde bulundurmayı başarmak.

Bu çalışmanın ana teması sayılabilecek olan bu niteleme, hiç şüphesiz büyük bir işi tanımlıyor. Bu belki bir veya birkaç üniversite işidir. Bir veya birkaç ülke tecrübesi gerektirir. Çok iyi akademik çalışmalar yanında çok ciddi müzakereleri ve çok ciddi filozofik yaklaşımları gerektirir. Bütün bunlar doğrudur.

Tamamıyla bu alana dönük olarak geliştirilmesi gereken simülasyon ve oyun teorilerinin ortaya konmasını gerektirir. Evet daha fazlasını da gerektirir. Ancak bütün bunlar ve daha daha fazlası her halükarda yapılmaya değerdir. Zira işin içinde bir büyük imtihanı kazanmak vardır.

Bu noktada çok kritik konulardan bir tanesi paradigma meselesidir. Kur’an mantığı bize diyor ki, ortalama olarak insanlık tarihi, genellikle kişi ve grup menfaatlerini organize eden bir kısım yapılarla, genelin menfaatlerini savunan vahiy temsilcilerinin münazaasıyla geçmiştir.

Kendi bireysel ve grup menfaatlerini organize eden ve hakkaniyeti öteleyen bu yapılar hiç şüphesiz bir mantığa ve bir mantaliteye dayanıyorlardı. İnançları ve felsefeleri vardı. Bunların oluşturduğu ve içine ekonominin, hukukun, siyasetin ve hatta kontrol edilebilir ya da uydurulmuş bir dinin de dahiledildiği bir kısım dayanakları vardı. Paradigmalarını bu referanslara dayandırıyorlardı. Yer yer ikna edici, daha çok gerçekleri örtücü ve özel menfaatleri koruyucu bir kısım paradigmalar.

Kur’an bu paradigmaları çok net, çok zarif ve çok kapsayıcı bir şekilde reddediyor. Yerine de yeni paradigmalar koyuyor. İşte sır tam buralarda saklı. Ne yapıp edip bu sırrı deşifre etmek ve ondan evrensel ölçekte bir ekonomik düzen/düzenler çıkarmak şart… Temelleri itibariyle statik, çağlara hitap eden yönleri itibariyle dinamik sistemler.

Aksi bir düşünce, yani İslam’da böyle bir arayışa gerek olmadığı düşüncesi, parçalayıcı bir özelliği, dualist bir niteliği bağrında saklar. Hatta bu o kadar ileri bir durum oluşturur ki, ibadetlerde var olan Rabb’e kulluk, pratik hayatta başka güçlere kulluğa evrilir. Ayrıca tüm evrende ortaya çıkan zulüm ve haksızlık uygulamaları da işin cabası olur.

Şunun elbette farkındayız. Bu bir komple faaliyettir. Sadece sistem, asla doğru sonuçlar için yeterli değildir. İnsan unsuru konunun en stratejik ayağıdır. Siyaset olmazsa olmazdır. Hukuk kesinlikle tamamlayıcı unsurudur.  Ama diğerleri olsa da, doğru düzgün bir ekonomik sistem olmazsa o zaman da konu açıkta kalır ve gerektiği gibi yaşanamaz.

Ayrıca konunun bireysel boyutu ve kamusal boyutu olarak ayrıştırılmasını ve bu boyutlara oranlar tayin edilerek meselenin küçültülmeye çalışılmasını da tutarlılık açısından son derece sakıncalı gördüğümüzü ifade etmek isterim.

Bu çalışmanın uzun, yorucu, yıpratıcı ve engebeli bir yolculuk gerektirdiğini biliyoruz. Ancak biz sadece iyi niyetle yola çıkmaya muktedir olabilirdik onu yapıyoruz.  Ardına da ‘işin gereğini yapma’yı eklemeye çalışıyoruz. Başarı ise hiç şüphesiz Yüce Allah’tandır.

 

 

Sıtkı ABDULLAHOĞLU